Haber

Samsun Emek ve Demokrasi Güçleri: “Ortadoğu Coğrafyasında ve Ülkemizde Barışı Savunmaya Devam Edeceğiz”

MEHMET REBİİ ÖZDEMİR

Samsun Emek ve Demokrasi Güçleri, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla açıklama yaptı. Atakum Sahil Çobanlı İskelesi’nde yapılan açıklamada, “Emek ve Demokrasi Güçleri olarak, tüm saldırılara rağmen dünyada, Ortadoğu coğrafyasında ve ülkemizde barışı ısrarlı, örgütlü ve kararlı bir mücadeleyle savunmaya devam edeceğiz, Savaş ve kutuplaşma, tek tip yaşam tarzının dayatılması. Tüm saldırılara, savaş ve kutuplaşmaya, tek tip yaşam tarzının dayatılmasına rağmen dünyada, Ortadoğu coğrafyasında ve ülkemizde barışı savunmaya devam edeceğiz.” Eşitliğin, kardeşliğin, laikliğin, paylaşmanın, yardımlaşmanın, dayanışmanın, insanca yaşamın kalıcılaştığı bir dünya ve ülke kurana kadar barış mücadelesinden bir an bile vazgeçmeyeceğiz.”

Samsun Emek ve Demokrasi Güçleri, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde Atakum Plajı Çobanlı İskelesi’nde bir araya geldi. Açıklamayı Tüm Bel-Sen Samsun Şubesi Kadın Sekreteri Emine Uyarer yaptı. Uyarer şunları söyledi:

“1 Eylül vesilesiyle tüm dünyada barış, demokrasi, özgürlük ve eşitlik talep ve taleplerinin yükseldiği bir günde, 1 Eylül 2016 gecesi iktidar bloğu 50 bin 875 kişiyi ihraç ederek kamu emekçilerine savaş ilan etti. 672 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevlilerinin sorgusuz sualsiz yargılanması ve dolayısıyla o günden bu yana ihraç, açığa alma, adli ve idari soruşturma, gözaltı ve tutuklama, yasaklama ve uzaklaştırma gibi her türlü cebir ve baskı aracı kullanılarak devam etmektedir. Demokratik hakların kullanılmasına yönelik fiili müdahaleler.

“İNSANLIK TARİHİNİN EN TEHLİKELİ DÖNEMİNE GİRİYORUZ”

“DÜNÜN KARDEŞİ SONRA DÜŞMANA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ”

Silahlanmaya ayrılan bütçenin sadece yüzde 10’u ile tüm dünyada temel hizmetler sağlanabiliyorken, bir kez daha insani değerler yok ediliyor, doğa geri dönülemez bir yıkıma uğruyor, gözyaşı ve acılar dinmiyor. Ülkemizde Tek Adam rejimi varlığını ve iktidarda kalma stratejisini sürekli kutuplaşma, gerginlik, çatışma ve düşman iç ve dış güçlerin argümanları üzerine kurmuştur. Dünkü kardeş sonradan düşman ilan ediliyor, düne kadar düşman ilan edilenler de yeniden kardeş gibi gösteriliyor. Ortadoğu’da kurulan kirli bağlantılar da aynı siyasetin sonucudur. AKP-MHP iktidar bloku hem içeride hem de dışarıda milliyetçi, şovenist, ayrımcı, tekçi, cinsiyetçi ve mezhepçi politikaların dozunu her geçen gün artırıyor. Halkı ve işçileri kutuplaştıran politikalara, tüm vatandaşların can ve mal güvencesini, işçilerin onurlu çalışma hakkını ve iş güvencesini yok sayan saldırılara her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Bütün bu politikalar daha fazla kâr, daha fazla güç adına yürütülmektedir. Sermayenin sözcüsü olan iktidar temsilcileri, sermayeye ve çatışmalara kaynak ayırma konusunda oldukça cömert davranırken, iş işçilere gelince ‘biraz daha sabır’, biraz daha sefalet sunuyorlar. Kürt sorununda; İktidarların ve ittifak bloğu etrafında kümelenen kirli çıkarların değil, ölüm, kan ve gözyaşından başka sonuç getirmeyen savaş ve şiddet odaklı politikalarda ısrar etmenin bedelini ülkenin yüzde 99’u işçiler ve ezilenler olarak ödüyor. Ekmeğimize, geleceğimize, gıdamıza, ormanlarımıza, suyumuza göz dikenler, halkın birlikte yaşama iradesini kendi iktidarlarına yönelik en büyük tehdit olarak görüyor.

“BARIŞA İHTİYAÇ HER GEÇEN GÜN ARTIYOR”

Festival ve konser yasakları, sanatçı ve muhalif basın emekçilerinin tutuklanmasıyla yaşam tarzımıza müdahale ediyor, tüm toplumu korkutuyorlar. Saldırılara laiklik karşıtı açıklamalar ve hükümete yakın gerici grupların tehditleri eşlik ediyor. Siyasallaşan yargı ise hükümetin gündemini uygulamasına aracılık ediyor. Barış yönündeki açıklamaları ve talepleri cezalandırırken, muhalif kişi ve kurumlara yönelik ölüm tehditlerine, savaş çığırtkanlıklarına da gözünü, kulağını kapatıyor. 1 Eylül münasebetiyle tüm dünyada barıştan, demokrasiden, özgürlükten ve eşitlikten yana seslerin ve taleplerin yükseldiği bir günde, 1 Eylül 2016 gecesi iktidar bloku 2016 sayılı kararnameyi yayınladı. 672 kanunu çıkardı ve 50 bin 875 kamu görevlisini sorgusuz sualsiz ihraç ederek kamu çalışanlarına savaş ilan etti. O tarihten bu yana, ihraç, açığa alma, adli ve idari soruşturmalar, gözaltı ve tutuklamalar, demokratik hakların kullanılmasına yönelik yasaklamalar ve fiili müdahaleler gibi her türlü cebir ve baskı aracına başvurarak devam etmiştir. Gözaltılar, tutuklamalar, işten çıkarmalar, iş güvenliğinin ortadan kaldırılması, kadına yönelik ayrımcı politikalar ve şiddet, homofobinin körüklediği şiddet ve nefret suçları, Alevilere yönelik mezhepsel dayatmalar, ÇEDES gibi laikliğe aykırı gerici politikaların endişe verici artışı, çocuk istismarı, son olarak Akbelen’de Doğamızın yağmalanması, iş cinayetleri ve depremde yıkılan Cudi, Hatay Dikmece’deki zeytinliklerin kamulaştırılması gibi insan onuruyla bağdaşmayan birçok politika ve uygulama günlük hayatın bir parçası haline geldi. Bu noktada ülkemizin temel sorun alanları emeğe, barışa ve demokrasiye aykırı milliyetçi, şovenist ve faşist politika ve uygulamalardır. Ülkemizde, bölgemizde ve dünyada barışa olan ihtiyaç her geçen gün tüm yakıcı şiddetiyle daha fazla hissedilmektedir. Dolayısıyla barış ve demokrasi talebi de ekmek ve su kadar temel bir ihtiyaç haline geldi.”

“KADIN İŞÇİLER VE mazlumlara barış”

Emeğinizin karşılığını alacağınız anlamına gelir. Halkların eşit ve özgür birliğinin sağlandığı, başta Kürt sorunu olmak üzere temel sorunların barış ve diyalog yoluyla çözüldüğü, demokratik taleplerin karşılandığı bir toplumsal anlaşmadır. Kadına yönelik şiddetin sona ermesi, başta İstanbul Sözleşmesi’nin iptali ve 190 sayılı ILO Sözleşmesi’nin imzalanması olmak üzere toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik politikalara dayanıyor. Bu, çocukların da hakları olduğunu söylemek anlamına geliyor. Bu, çocuk istismarı ve kadın cinayetlerinde cezasızlık politikalarına son verilmesi anlamına geliyor. Doğamızı, suyumuzu, ormanlarımızı kâr uğruna yağmalamamak, sadece bugünü değil geleceği de savunan ekolojik bir yaşamı sağlamaktır. Ötekileştirme ve kutuplaştırma politikalarına karşı eşit vatandaşlık temelinde yaşamdır. Mültecilere yol açan politikalara son verilmesi, göçmenlerin düşman olarak görülmemesi, dayanışmanın artırılması. 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle; Savaşlarda ve çatışmalarda kaybedilen milyonlarca insanın anısına saygıyla eğiliyor, işçilerin ve ezilen halkların kendi haklarına yönelik mücadelesinin en temel başlığının Barış olduğunun bir kez daha altını çiziyoruz. Emek ve Demokrasi Güçleri olarak; Tüm saldırılara, savaşlara, kutuplaşmaya, tek tip yaşam dayatmasına rağmen dünyada, Ortadoğu coğrafyasında ve ülkemizde barışı ısrarla, örgütlü ve kararlı bir çabayla savunmaya devam edeceğiz. “Adaletin, eşitliğin, kardeşliğin, laikliğin, paylaşmanın, yardımlaşmanın, dayanışmanın, insanca yaşamın kalıcılaştığı bir dünya ve ülke kurana kadar barış mücadelesinden bir an bile vazgeçmeyeceğiz.”

Kaynak: ANKA / Yerel

kazimkarabekir-haber.com.tr

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu